Dünya Yüz Yıldır Bu Hapı Yutuyor


Ana Sayfa >> Sağlık Haberleri >> Dünya Yüz Yıldır Bu Hapı Yutuyor



Kimyager Felix Hoffmann, 1897’de saf asetilsalisilik asit (ASA) ürettiğinde tıp tarihinin en büyük buluşlarından birine imza attığının farkında değildi. ASA, başlangıçta sadece ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak kullanılan Aspirin’in etken maddesi. Kaynağı ise dünyanın her yerinde yetişen söğüt ağacı.

Bilim adamlarının her geçen gün hakkında yeni bulgulara ulaştığı maddenin kalp krizini, felci, bazı kanser türlerini önleyici etkisi kanıtlandı. Geçen yıl, bir bakterinin yol açtığı hastane enfeksiyonunu zayıflattığı ortaya çıktı. Hiç kuşkusuz, Bayer’in kimyagerlerinden Dr. Felix Hoffmann, 10 Ağustos 1897 tarihinde salisilik asidi asetik asit ile sentezleyerek saf asetilsalisilik asidi üretmeyi başardığında; her geçen gün yeni tedavi edici ve önleyici özellikleri ortaya çıkarılan bir ilacın etken maddesini keşfettiğini bilmiyordu. Bilemezdi de. Çünkü Hoffmann, bu keşfinden sadece 11 gün sonra aynı yolla diasetilmorfini sentezlemişti. Yani eroini bulmuştu. Kuru öksürük ve veremin tedavisinde kullanılan eroine büyük ümit bağlanmıştı. Aynı zamanda I. Dünya Savaşı’nda ağır yaralı hastalara ağrı kesici olarak verilmişti. Morfin bağımlılarını bu illetten kurtarmak için fayda sağlayabileceği bile ileri sürülmüştü. Ancak eroinin kendisinin bağımlılık yapan çok ciddi bir uyuşturucu olduğu anlaşılınca, 1930’lu yılların başında adı ilaç listelerinden silindi. Eroinin şifa serüveni hüsranla son buldu ama kısa adı ASA olan asetilsalisilik asidin tıptaki önemi giderek artıyor.

Ağrı kesici ve ateş düşürücü özelliğiyle, 1900’lü yılların başında Avrupa’yı tesiri altına alan grip salgınının bertaraf edilmesinde büyük rol oynayan ASA, Aspirin ilaç markasıyla adeta özdeşleşmiş durumda. 106 yıldır dünyada bu markayla tanındı. Günümüzde de onunla biliniyor. Şöyle garip bir gerçek de var ki, ASA ya da Aspirin denince akla daha ziyade kanı sulandırıcı etkisi geliyor. Kalp krizi ve felçteki rolü hatırlanıyor. Hatta bazı kanser türlerindeki önleyiciliği dile getiriliyor. Oysa 1897’den bu yana, Hoffmann’ın formüle ettiği haliyle ilaçlaşan ASA’nın en etkili olduğu rahatsızlıklar ağrı, yüksek ateş ve soğuk algınlığı. Üç en iyi ağrı kesici ilaçtan biri.

Zaten Hoffmann da, romatizmal ağrılarla baş edemeyen babasını iyileştirebilmek amacıyla salisilik asidi geliştirme çalışmalarına başlıyor. Zira salisilik asit esaslı sodyum salisilat ilacı hem çok kötü bir tada sahiptir hem de uzun süredir aldığı için midesi rahatsızlanan babasını her kullanışında hasta etmektedir.

İnsanlık fayda buldukça ilaç sanayiinin en eski ilaçlarından Aspirin’in etken maddesi ASA ile ilgili çalışmalar birbirini izledi. 1950’lerden sonra bu ilacın kalp krizi ve felç riskini azaltabileceği yönünde fikirler ortaya atılıyordu. 1971’de İngiliz farmakolog Sir John R. Vane’nin, ASA’nın insan metabolizmasındaki ağrıyı nasıl durdurduğunu belirlemesi, Hoffmann’dan sonraki en büyük adımdı. Bu gelişme ASA çalışmalarında bir çığır açtı. Sonraki araştırmalara zemin hazırladı. O güne kadar maddenin etkisi biliniyor, yeni etki alanlarına ulaşılıyor ancak bu etkiyi nasıl ve hangi süreçle yaptığı bilinmiyordu. Yaptığı müthiş iş Vane’ye 1982 yılında Nobel Tıp Ödülü’nü kazandırdı.

Bu buluşun ışığında Kanadalı Nöroloji Profesörü Henry J. M. Barnett, ASA’nın yüksek dozlarla beyindeki geçici dolaşım rahatsızlıklarını, ikinci felç geçirmeyi ve felç sebebiyle ölüm riskini önemli ölçüde azalttığını kanıtladı. 9 Ekim 1985’te Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) çarpıcı bir bilgi kamuoyuna duyuruldu. Kurum temsilcisi Margaret Heckler, kalp krizi geçiren kişilerin bu ilacı her gün düzenli almaları halinde ikinci kriz ihtimalinin yüzde 20 gerilediğini açıkladı. Yine Amerika’da 22 bin sağlıklı doktoru kapsayan kontrollü bir araştırmada ilaç kullanımının kalp krizi riskini yüzde 44 oranında gerilettiği ortaya kondu. Newsweek Dergisi, araştırma sonuçlarını 8 Şubat 1998 tarihli sayısında kapak dosyası yaptı. 1996’da FDA, ilacın, akut kalp krizi kuşkusu içindeki kişilerde tercih edilmesini tavsiye etti.

ASA, çok sayıdaki kadını ilk hamileliklerinde tehdit eden, prematüre ve ölü doğumlara sebep olan ‘preeklempsi’yi önlemede de yardımcı özelliği açıklanan tek ilaç. Diyabetin geç dönemlerinde varlığını hissettiren, gözün retina tabakasındaki ve böbreklerdeki kılcal damar tıkanıklıklarında da etkin. Kalın bağırsak (kolon) kanseri riskinde de devreye giriyor. 1988’de Avustralyalı Epidemiyoloji Profesörü Gabriel A. Kune aslında direkt ASA üzerine olmayan bir araştırmasında genel nüfus istatistiklerine göre, ilacın düzenli içicilerinde söz konusu kanser riskinin yüzde 40’ların altına gerilediğini fark ediyor. Amerikan Kanser Derneği’nce yapılan 10’u aşkın araştırmada Kune’nin bulguları doğrulanıyor.

ASA, 80’den fazla ülkede Bayer’in tescilli markası Aspirin ile insanlara ulaştırılıyor. ASA’nın yeni etki alanlarının keşfedilmesi ve nasıl etki ettiğinin daha iyi anlaşılması adına gerçekleştirilen araştırmaları Bayer bizzat destekliyor. ‘Genç Araştırmacılar Aspirin’ adıyla verilen uluslararası ödülün 10’uncusunun sahibi ya da sahipleri bu yıl 30 Eylül ile 2 Ekim tarihleri arasında Portekiz’in başkenti Lizbon’da yapılacak seminerin sonunda açıklanacak. Yarışmaya 40 yaş altındaki bilim adamları da katılabiliyor. 10 bin Euro’luk ödülün maddi değeri bir bakıma sembolik kalıyor.

Hammaddesi söğüt ağacı

ASA’nın hammadde sorunu yok. Hemen hemen dünyanın her ülkesinde yetişen söğüt ağacından elde ediliyor. Anadolu’da halk arasında söylenegelen “Söğütten köz, üveyden öz olmaz” deyişindeki gibi, gerçekten de odunu yakıldığında köz elde edilemiyor ama ASA kaynağı söğüt, insanlara binlerce yıldır şifa dağıtıyor. Bu ağacın tedavi edici özelliği 3500 yıldır biliniyor. Yaprak ve kabuklarından tabii olarak üretilen bitkisel ilaçlar eski çağlarda da ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak kullanılıyordu. Tıpçıların adıyla anılan yemini ettikleri Hipokrat da (M.Ö 460-377), salisilik asidin farkında olan ilk hekimlerden biri. Yukarıda adı geçen rahatsızlıkların tedavisi için reçetesine söğüt ağacı kabuğundan sağlanan suyu ilaç olarak yazmıştır. Suda bulunan ve ağrıyı hafifleten madde bugün bildiğimiz tanımıyla salisilik asit. Maddenin adı ile kökeni arasında bir bağ var. Salix kelimesi Latince’de söğüt anlamına geliyor.

Eski Mısırlılar ise ağrıyı gidermede mersin ağacı yapraklarını kullanmış. Bu ağacın yapraklarında da söğüt gibi salisilik asit bulunduğu ispatlandı. Unutulan eski tedavi metotlarının yeniden sahneye konmasında Edward Stone ismi de öne çıkıyor. Stone 1763’te, söğüt kabuklarını kurutup toz hâline getirerek ürettiği maddenin ateşli hastalarda faydalı olduğunu belirliyor ve Londra Kraliyet Cemiyeti’ne bildiriyor. Maddeyi su ve çay gibi sıvılarda eriterek hastalara veriyor.

Ağrı, ateş ve soğuk algınlığı haricinde kalp krizi, felç ve bazı kanser türlerinde fayda sağlanan ASA ya da bildiğimiz klasik Aspirin ilacının elbette kullanılmaması gereken durumlar da söz konusu. Asit özelliği sebebiyle mide rahatsızlığı olanlara kesinlikle önerilmiyor. Bununla birlikte kanama ve kanamanın durdurulamaması riski taşıyan kişilerin de kesinlikle içmemesi gerekiyor. İlacın kanı sulandırıcı etkisi bu rahatsızlıkta negatif tesir yapıyor. Öte yandan ilaç, şüpheli bir sendrom dolayısıyla çocuklar için de önerilmiyor. Burada kesinlikle bir yanılgıya düşmemek gerekiyor. Başka bir ilaç firmasının babyprin ismiyle piyasaya sürdüğü ilaç da çocuklar için üretilmiyor. Bu ilaç, düşük doz kullanması gereken hastaların ihtiyacını karşılıyor.

Aspirin’in, Plus C ve Forte türleri de var. Plus C’de, ASA ile beraber C vitamini de içeriğe ilave ediliyor. Böylece soğuk algınlığında daha etkili olduğu ifade ediliyor. İngiltere Caridiff Üniversitesi Soğuk Algınlığı Merkezi Direktörü Profesör Ronald Eccless, 272 gönüllü üzerinde yaptığı çalışmada, C vitamini takviyeli ASA’nın soğuk algınlığına bağlı boğaz ağrılarını altı saat süreyle giderdiği; baş ve kas ağrılarında da belirgin iyileşme sağladığı sonucuna ulaşıyor. 1972 yılında piyasaya sunulan Plus C, suda eritilerek vücuda alınıyor. Forte’de ise içeriğe kafein ekleniyor. Buradaki amaç da ağrı kesici etkisini artırmak.

Hastane enfeksiyonunda da etkili...

2004 yılındaki Aspirin ödülünü alan araştırmacılardan biri olan 40 yaşındaki kardiyolog Dr. Leon İri Kupferwasser’in keşfi, son zamanlarda Türkiye’de yeni doğan bebek ölümleriyle gündeme gelen hastane enfeksiyonlarını yakından ilgilendiriyor. Kendisine ödül getiren araştırmasında Kupferwasser, ASA için yeni bir uygulama alanı keşfetti. Maddenin hastanelerde karşılaşılan en yaygın mikroplardan biri olan ve uzun süredir de antibiyotiğe direnç gösterdiği bilinen Staphylococcus aureus bakterisinin yol açtığı enfeksiyonları zayıflatabileceğini belirledi. Bakteri; yeni doğan bebekler, yaşlılar ve ameliyat geçiren hastalarda ölüme kadar giden son derece tehlikeli sonuçlar doğuran rahatsızlıklara sebep oluyor. Bayer Sağlık Ürünleri Avrupa Bölge Başkanı Dr. Umberto Filippi, bu buluş için “Dr. Kupferwasser tarafından elde edilen sonuçlar, ASA’nın hastane ortamında karşılaşılan antibiyotiğe-dirençli hastalık etkenlerine karşı gelecekte verilecek savaşta büyük bir katkı sağlayabileceğine işaret etmektedir.” diyor.


ŞiMDiYE KADARKi ASPiRiN ÖDÜLLERi

1995: Dr. Patricia Torres Bozza, beyaz kan hücrelerine yaptığı etkiyi ortaya koydu.

1996: Dr. Joan Claria Enrich, yararlı etkileriyle bağlantılı bio-aktif maddeleri araştırdı.

1997: Dr. Zheng-Ming Chen, ani felç üzerindeki etkinliğini 21 bin hasta ile klinik olarak kanıtladı. Dr. Partick J. Loll: Moleküler seviyedeki etki mekanizmasını gösterdi.

1998: Dr. Paul Schwenger, tümör gelişimini durdurma mekanizmasını araştırdı.

1999: Dr. Min-Jean Yin, daha önce keşfedilmemiş yeni bir iltihap giderici etkisini araştırdı.

Dr. Stefanie Oberle, damar koruyucu etkisine yol açan antioksidan özelliklerini inceledi.

2000: Dr. Marcela de Freitas Lopes, bir parazitin yol açtığı kalp hastalığına (Ghagas) etkisini araştırdı.

Dr. Anthony Rodgers, damar tıkanıklığını önlemedeki etkisi üzerine kapsamlı bir klinik araştırma yaptı.

2001/2002: Dr. Michael Saunders, iltihap giderici etkisi üzerine incelemelerde bulundu.

Dr. James Hennan, kalp-damar hastalıklarını önleyici etkilerini belirledi.

2003: Dr. Minsheng Yuan, diyabet tedavisinde kullanımını araştırdı.

2004: Dr. Leon İri Kupferwasser, ‘Staphylococcus aureus’ bakterisinin yol açtığı hastane enfeksiyonlarını zayıflattığını belirledi.

Dr. Nina Grosser, kalp damarlarında oluşabilecek hasarı engellediğini ve kalbi koruduğunu araştıran bir çalışma yaptı.


Aksiyon
20-09-2005


Diğer Bazı Sağlık Haberleri