İlaçta pazar kavgası


Ana Sayfa >> Sağlık Haberleri >> İlaçta pazar kavgası



İlaç sektöründeki uluslararası yolsuzluklar ilk kez Roche operasyonuyla ortaya çıktı. Çalışmalarını hız kesmeden sürdüren SSK müfettişleri ve organize suçlarla mücadele ekipleri geçtiğimiz ay bir başka çokuluslu ilaç şirketine daha baskın düzenledi. Şu ana kadar yapılan bütün operasyonların Avrupalı ilaç şirketlerine yönelik olması hayli dikkat çekiyor.

Milyarlarca doların döndüğü, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının eksik olmadığı ilaç sektöründe yaşanan yolsuzluklar ilk kez Roche operasyonu ile açığa çıktı. Başbakanlık başmüfettişleri ve Sağılık Bakanlığı uzmanları Roche şirketinin Sosyal Sigortalar Kurumu’nun (SSK) ilaç alım ihalelerinde “usûlsüzlük yaparak” fahiş fiyatlarla ilaç sattığını tespit etmesinin ardından düğmeye basıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılan operasyon sonucunda aralarında Faruk Yöneyman’ın da bulunduğu şirketin üst düzey yöneticileri tutuklandı. Bu olayla ilk kez deşifre olan çokuluslu ilaç şirketlerinin pazarda yürüttükleri “kirli paylaşım savaşında” şimdi ikinci perde açıldı.

Mart ayının son haftasında, Büyükdere Caddesi üzerindeki görkemli Tekfen Plaza’da hareketli saatler yaşanır. İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, tabelasında “Sanofi Synthelabo İlaç A.Ş” yazan uluslararası ilaç şirketine bir baskın düzenler. Fransa merkezli Sanofi-Aventis, beş kıtada faaliyet gösteren, 100 binin üzerinde çalışanı olan ve 33 bin kişilik bir satış ordusuna sahip Avrupa’nın en büyük ilaç şirketi. Dünya ilaç pazarında satışa sunulan farmasötik ürünlerin araştırılması, üretilmesi ve pazarlanması faaliyetlerinde bulunan şirketin Türkiye ofisine yönelik baskını sıradan hale getiren olay, “doktor-satıcı” ilişkisi gibi görünüyordu.

Ancak, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) müfettişleri, yaptıkları incelemeler sonunda Şişli’deki bir sağlık ocağından sürekli aynı ilaçların yazıldığını tespit eder. Şüphelenen müfettişler durumu bir raporla Cumhuriyet Savcılığı’na bildirir. Savcılığın izniyle Sanofi’nin merkezine baskın düzenlenir ve şirketin 160 klasör tutan evraklarına el konur, iki çalışanı gözaltına alınır. İlk incelemede olayın doktor-ilaç temsilcisi ilişkisi olduğu düşünülüyordu; ancak ilaç şirketinin bu konuda temsilcilerine tam yetki verdiğinin anlaşılması üzerine savcılık soruşturmayı derinleştirir.

İnceleme sonucunda firma temsilcilerinin doktorlara menfaat sağlayarak ilaç yazdırdıkları, harcamalara ilişkin faturaları şişirerek vergi kaçırdıkları tespit edildi. Acaba Avrupa’nın en büyük ilaç şirketi Sanofi’ye yönelik bu operasyon Roche ile başlayan operasyonun bir parçası mıydı?

Türk ilaç pazarında gladyatörlerin ölümcül kavgası

Halen devam eden “Roche davası” ile Sanofi operasyonunda dikkat çeken bir husus var. Bir İsviçre şirketi olan Roche ile Fransız şirketi Sanofi Avrupa merkezli ticari kuruluşlar. Türkiye’de faaliyet gösteren Avrupalı şirketler ile Amerikalı ilaç devleri arasında ciddi bir rekabet yaşanıyor. Forbes dergisi tarafından hazırlanan dünyanın en büyük 2000 şirketi listesinde 43 çokuluslu ilaç şirketi boy gösteriyor. Amerika ve Japonya’nın listedeki ağırlığı hemen göze çarpıyor. 20 Amerikan ve 8 Japon şirketinin bulunduğu listenin dikkat çekici bir diğer tarafı da dünyanın en büyük 10 şirketinden altısının ABD merkezli olması. Avrupalı iki şirketin faaliyetlerinde tespit edilen yolsuzluklar AB firmalarının hem pazar hem de prestij kaybetmelerine neden oldu. Peki aynı yolsuzluklar Amerika kökenli ilaç şirketlerinde yaşanmıyor mu?

Uzmanlara göre, bu kadar büyük bir pazarda bütün aktörler oyunu Türkiye’deki kurallara göre oynuyor. Bir firma yetkilisi bu durumu, “İlaç satışını artırmanın ilk yolu ilaç yazdırabilmektir. Bu konuda her firmanın çeşitli yöntemleri var. Kamuda bu durum biraz daha farklı parametrelere bağlı. Aynı sosyal cemiyete üye olma (dernek, loca vs.) veya hiyerarşik baskı burada kullanılan yöntemlerden sadece birkaçıdır. Herkesin kazanıp devletin kaybettiği bir sistemdir.” sözleriyle aktarıyor.

Çağdaş Eczacılar Derneği tarafından yapılan bir araştırmaya göre 2004 yılında Türkiye’de 7 milyar dolarlık ilaç tüketildi. İlacın en büyük alıcısı olan devlet bu alımların büyük bir bölümünü sosyal güvenlik kurumları aracılığıyla yapıyor. Emekli Sandığı ve Bağ-Kur, gerekli ilaçları kurum dışından geri ödeme esasına göre karşılarken, SSK ise ya kendi tesislerinde üretiyor ya da dışardan alıp kendi eczaneleri aracılığıyla dağıtıyordu. Durum böyle olunca Türkiye’de faaliyet gösteren 36’sı yabancı toplam 134 ilaç firmasının öncelikli hedefi kamuya büyük miktarda veya pahalıya ilaç satabilmek oluyor.

Pazardaki gelirin yaklaşık yüzde 50’sini elinde bulunduran yabancı ilaç şirketlerinin iştahı hükümetin SSK’lı hastalara 10 Şubat 2005’ten itibaren diğer sosyal güvenlik kurumlarında olduğu gibi eczanelerden ilaç alma hakkı tanındığını açıklamasıyla daha da kabardı. 35 milyon SSK’lının eczanelerden ilaç almaya başlamasıyla birlikte 4-5 milyar dolarlık yeni bir ilaç pazarı ortaya çıktı. Bu durumda 2005 yılında sektörün toplam hacminin de 10-12 milyar dolara ulaşması öngörülüyor.

Büyük bir paylaşım savaşının yaşandığı ilaç sektöründe yeni operasyonların olabileceği ifade ediliyor. Yabancı veya yerli ilaç firmalarına değil, yolsuzluklara ve ülke kaynaklarının talan edilmesine kaşı olduklarının altını çizen üst düzey bir emniyet yetkilisi, organize suçlarla mücadelede çokuluslu şirketlerin hükümetlerini aracı yaparak baskı kurmaya çalıştığını dile getiriyor: “Dev şirketlere bir operasyon yaptığınızda hemen ataşeler, elçiler veya IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar devreye giriyor. Buna rağmen Cumhuriyet Savcıları ve Emniyet Teşkilatı vazifesini yerine getirmekteki kararlılığını muhafaza ediyor. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.”



Diğer Bazı Sağlık Haberleri